Kaynak Değerleri:

Van ve Tuz Gölleri’nden sonra yurdumuzun üçüncü büyük gölü olan Beyşehir Gölü, “Göller Bölgesi” olarak bilinen irili ufaklı bir çok göl içerisinde ekonomik konumu yanı sıra doğal güzellikleri ile öne çıkan önemli gölü olup aynı zamanda ülkemizin en büyük tatlı su gölüdür.

Ülkemizin en büyük tatlı su gölü olması nedeniyle bölgede eskiden beri daima bir cazibe merkezi olmuş, ilk çağlardan itibaren çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır.

Ekonomik kazanç kaynağı olarak geçmiş dönemlerde ve günümüzde insanları yakın çevresine çekerek yakın çevresinde kenarında ve göl içerisindeki bazı adalarda irili ufaklı pek çok yerleşimlere ev sahipliği yapmıştır.

Beyşehir Gölü Havzası, Zoocoğrafik açıdan İç Anadolu, Toroslar ve Batı Anadolu dağlarının kesişim noktasında bulunması ve çok farklı habitat tiplerini bünyesinde barındırması nedeniyle flora ve fauna elamanları açısından çok sayıda tür için doğal ve ideal yaşama alanı oluşturmaktadır.

Beyşehir Gölü içme suyu temini, sulama, belli ölçüde plaj kullanımı ve balıkçılık faaliyetleri ile yöre insanının vazgeçilmezleri arasındadır.

Göl ve içerisindeki çeşitli büyüklüklerde yaklaşık 60 civarındaki adanın kuşlar için üreme, beslenme, yumurtlama ve güvenle kuluçka yapmasına olanak sağlaması,

Beyşehir Gölü Milli Parkı ve yakın çevresi “kurak-yarı nemli” ve birinci mezotermal iklim tipleri ile temsil edilmektedir. Yazları kısa, serin ve kurak, kışları uzun, soğuk ve yağışlıdır.

Göl ve yakın çevresi; Karasal Ekosistemler; Ormanlık alanlar, makilik alanlar ve Kültür alanları, Sucul ekosistemler; Akarsular, Göl, Sazlık ve bataklık alanlar olarak temsil edilmektedir.

Milli Park alanında yer alan yerleşim merkezlerinin ana geçim kaynağı, tarım, hayvancılık ve balıkçılıktır.

Beyşehir Gölü, İç Anadolu ile onun güneyindeki Toros Dağları Arasında bir geçiş alanında yer almaktadır.

Toros Dağları’nın kuzeyinde bulunan Konya Ovası’nın Konya ile Niğde arasındaki dik dağ yamaçlarının hemen dibinde, arada bir geçiş alanı olmaksızın uzanan tipik bir İç Anadolu düzlüğü olmasına karşın, Beyşehir gölü’nün içinde bulunduğu havza bir ara basamak halinde, dağlarla ovalar arasında kalmıştır.

Bu tipik özelliği ile havza kendine özgü bir doğal karakter kazanmış ve bir yandan güneyindeki yüksek dağların doğal kaynaklarından beslenirken, öte yandan kuzeyindeki geniş ova düzlüklerin doğal özelliklerinin ve yapısının uzantısı olarak devam etmiştir.

Adalar:
Beyşehir Gölü’nde isimlendirilmiş olan ve üzerinde çoğunlukla Bizans manastırlarının yer aldığı yaklaşık 20 ada bulunmaktadır. Bu özellik, adaları “İnanç Turizmi” açısından çekici kılmaktadır. Özellikle manastır kalıntılarının bulunduğu Mada Adası, Kızkalesi Adası, Manastır Adası, Hacı Akif Adası, Kızıl Ada, Akburun Adası, Kirse Adası ve Kuş Kondu Adası; yerli ve yabancı turistlerin tekne turlarıyla gezip-görmek istedikleri en ilgi çekici güzergâhlardır. Adalar arasında en büyüğü olan Mada Adası’nda 1940 yılına kadar, Rusya’dan göç eden Don Kazakları yaşamışlardır. Halen bu adada köy yaşamı sürdürülmektedir.

Mağaralar
Beyşehir İlçesi’nin gerek ulusal gerekse uluslararası turizmde en büyük rekabet avantajı ve gelişme potansiyeli, doğanın bu yöreye sunduğu “mağara” oluşumlarıdır. Günümüzde “eko-turizmi” kapsamında “mağara turizmi”ne yönelik faaliyet gösteren yöreler, sahip oldukları bu turistik ürün çeşitliliğinden daha büyük ekonomik gelir sağlamaktadırlar.

Eflaturpınar Anıtı
Beyşehir’e 22 km. mesafede, Sadıkhacı Köyü yakınlarındaki Eflatunpınar Anıtı, M.Ö. 1300-1200 yılları arasında yapılmış kutsal bir Hitit Çeşmesi’dir. Anıt ilk kez 1849 yılında W.J. Hamilton tarafından keşfedilmiş ve arkeoloji bilim dünyasına duyurulmuştur. Eflatunpınar Anıtı; bol su kaynağının kenarında, 7 m. eninde, 4 m. yüksekliğinde, üzerinde kabartmalar bulunan dikdörtgen şeklindeki 14 adet büyük kesme taş bloktan inşa edilmiştir. Yapımı Hitit Krallığı Dönemi’ne tarihlenen Eflatunpınar Anıtı’nın blok taşları üzerindeki; üstte “güneş kursu”, ortada “tanrı ve tanrıça”, altta “tanrı ve tanrıçayı selâmlama” figürleri ilgi çekicidir.

Misthia Antik Kenti
Beyşehir İlçesi’nin 18 km. doğusundaki Fasıllar Köyü’nde yer alan Misthia Ankit Kenti kalıntıları; Hitit, Roma ve Bizans dönemlerine ait eserlerden oluşmaktadır. Misthia Kenti kalıntıları arasında Hitit Anıtı, Bereket Anıtı ve Likypanus Anıtı, özelliklerini günümüze kadar koruyabilmiş görülmeye değer kültür varlıklarıdır.

Eşrefoğlu Camii
Beyşehir Gölü kıyısında ilk kez Selçuklu Hükümdarı Sultan Sancar tarafından 1134 yılında yaptırılmıştır. Süleymaniye’nin (Beyşehir) kurucusu Eşrefoğlu Seyfeddin Süleyman Bey tarafından 1297-1299 yılları arasında bugünkü şekliyle yeniden inşa edilen Eşrefoğlu Camii; Anadolu’nun ağaç çatı ve direkli, düz tavanlı ulu camilerinin en büyüğü, en estetiği, en özgünü ve günümüze kalabilmiş olanıdır. Eşrefoğlu Camii, kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen plânlıdır. Caminin yapımında kumlu taş kullanılmıştır. Eşrefoğlu Süleyman Bey’in türbesi ise caminin doğusundadır.

Kubadâbât Sarayı
Hitit, Frig, Lidya, Pers, Roma ve Bizans egemenliği altında kalan yöre, 1076 yılında Konya'da Anadolu Selçuklu Devleti'nin kurulmasını takiben tamamen Müslüman Türklerin egemenliğine girmiştir. Yenişarbademli yakınlarında, göl kenarında ve göl kıyısından 3 km kadar açıktaki Kızkalesi adacığı üzerindeki kalıntılar, Kubadabad Sarayı Harabeleri, Anadolu Selçukluları döneminin önemli tarihi eserleridir. Beyşehir Gölü’nün güneyinde, Gölyaka Köyü’nün yaklaşık 1,5 km. kuzeyinde ve sahilde, I. Alaaddin Keykubat tarafından Kubadâbât Kenti’nin sarayı olarak yaptırılmıştır. Saray, özellikle Türk sanatının en ünlü duvar çinileri ile tanınmaktadır. 1981 yılından itibaren yapılan çalışmalarla çıkarılan duvar çinileri, Konya Karatay Medresesi’nde sergilenmektedir.

Kız Kulesi
Kubadâbât Sarayı’nın yaklaşık olarak 3 km. kuzeydoğusunda, göl içindeki küçük bir adanın üzerine, Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır. Kubadâbât Sarayı’nın harem dairesi ve tersanesi olan Kız Kulesi’nde sur ve saray kalıntıları bulunmaktadır. Manyas kuş cennetinden sonra yurdumuzun 2. kuş cenneti durumunda olan Kız Kalesi Adası, Anadolu Selçuklularının yazlık Başkenti olan Kubadabat'ın Haremliği ve tersaneliği idi. Bu kaleden geriye, harçlı duvar yıkıntıları, sur ve saray kalıntıları kalmıştır. 5 dekarlik bu tarihi adada 210'dan fala kuş türü barınmaktadır.

Bedesten
Osmanlılar tarafından 1451 yılında kapalı çarşı olarak yaptırılmıştır. Osmanlı mimari yapı tekniğinin güzel örneklerinden biri olan bedesten, genelde taşınması kolay ve değerli eşyaların satışının yapıldığı küçük boyutlu kapalı çarşı özelliği arz etmektedir.

Tarihi Taş Köprü
1908 - 1914 yılları arasında, sonradan sadrazam olan Konya Valisi Avlonyalı Ferit Paşa tarafından Anadolu Osmanlı Demiryolu ortaklığına yaptırılmıştır. Köprü; regülatör - baraj sistemi olarak yapılmıstır. Taş köprünün uzunluğu 40.70 m, eni 6.35 m'dir. Batısında 14 sütün üzerine oturan 15 gözlü köprü üstü kemeri vardır.

Kale Kapısı
İki kapılı Beyşehir Kalesi'nin halen sağlam vaziyette olan doğu kapısıdır. Kapı üzerinde biri kaleyi ilk yaptıran Eşrefoğulları'na, diğer ikisi ise kaleyi tamir eden IV. Murat devrine ait üç kitabe bulunmaktadır.





Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü
Söğütözü Cad. No: 14/E Yenimahalle/ANKARA
Tel: (+90 312) 207 50 00